10 Şubat 2011

The Kids Are All Right (2010)


İzlendiğinde ağızda hoş bir tat bırakan filmlerden olsa da The Kids Are All Right’ın birçok açığı var aslına bakarsan. En dikkat çekici olanı teknik açıdan zamanında defalarca denenmiş ve başarıya ulaşılmış olan garantici bir yapısı olması. Yani kurgusu, kadrajları hatta diyalogları tamamen Hollywood standartları içerisinde şekillendirilmiş ve çok cesur adımlar attığı da söylenemez.  Hatta şöyle bir bakınca hikayenin ilerleyiş biçimi, inişleri ve çıkışları, nerede ağlatıp nerede güldüreceği bile tipik bir Hollywood dramında ya da aile filminde karşılaşabileceğin türden.



Filmin konusuna genel olarak bir değinmek gerekirse; hikayenin merkezine oturan lezbiyen bir çiftimiz var. Evli olan bu çift sperm bağışı ile iki de çocuğa sahipler. Bir gün geliyor bu çocuklar biyolojik babalarını merak ediyorlar ve bir şekilde kendisiyle görüşmeye başlıyorlar. Ailenin içine iyice girmeye başlayan biyolojik baba, daha sonrasında işleri karmaşık hale getirerek aileyi içinden çıkılması zor problemlerle yüzleşmek zorunda bırakıyor. Evet klasik bir dram senaryosu ile karşı karşıyayız ve tarafların heteroseksüel olduğu bunun gibi bir çok film izledik. Fakat sorun bu değil. Bu senaryo ile de harika bir iş ortaya çıkabilecekken yönetmenin bazı ürkek davranışları yüzünden filmin yüzde tebessüm bırakan klişe bir Hollywood filmi kıvamında kaldığını düşünüyorum. Bu ürkek davranışların en belirgini filmin sevişme ve cinsellik içeren sahnelerinde adeta bir sansür uyguluyor olması. Chloe gibi bir filmde izlediğim Julianne Moore’dan sonra bu filmde izlediğim biraz yavan kalıyor aslında. Bunun dışında özellikle gergin anları yansıtırken karakterleri şiddetli bir şekilde kavga ettirmekten de çekinmiş sanki yönetmen.


Bu konuya sahip bir filmin merkezine lezbiyen bir çiftin yerleştirilmesi aslına bakarsan ilgi çekici ve orijinal olabilecek bir fikir. Belki de bu yüzden toplumsal algımızın dışına çıkarak farklı bir şey görüyor olmamızın bizi rahatsız etmemesi filmin ardından yüzümüzde bir tebessüm oluşmasına sebebiyet veriyor olabilir. Filmin yönetmeninin de bir lezbiyen olduğunu hesaba katınca sanki yönetmen bir şeyleri açıklamaya, yanlış bilinenleri doğrulamaya çalışıyormuş gibi gelebilir fakat filmi izleyince durumun bununla hiç alakası olmadığını görüyorsun zaten. Özellikle bu insanların normal yaşantılarını aktarırken, didaktik olmamaya özen gösterilmiş gibi. Fakat gel gör ki yukarıda yazdığım hoş olmayan bazı ayrıntılardan ötürü filmin pekte Oscarlık olmadığını düşünüyorum.


0 yorum:

Yorum Gönder

Sende düşünceni paylaşmak ister misin?