20 Şubat 2012
Drive (2011)
Güzel bir filmdi. Gerek hikayesiyle, gerek netliğiyle ve gerek iddiasız görünümünün altında yatan iddiasıyla izleyicisine ne vaadediyorsa onu veriyor. Filmin bu derece etkileyici olmasının belki de en büyük sebebi gereksiz hiçbir detaya yer vermeyip, tüm öğelerin yerinde ve doğru kullanılmış olmasıdır. Yönetmen Nicolas Winding Refn filmi allayıp pullayıp, araya birkaç mesaj sıkıştırmaktan ziyade hikayeyi olabildiğince duru bir şekilde anlatmayı tercih etmiş. İyi de yapmış.
Etiketler:
2011,
2012 oscar,
carey mulligan,
inceleme,
nicolas winding refn,
oscar,
oscar adayları,
ryan gosling
10 Kasım 2011
Crazy, Stupid, Love
Öve öve bitiremeyeceğim filmlerden değil tabi ki Crazy, Stupid, Love. Fakat artık baygınlık veren birbirinin kopyası romantik-komedilerden ayrıldığını da inkar edemeyeceğim. İç içe geçmiş ve cidden tahmini zor bir hikayesi var... Film karşılıklı ya da karşılıksız birçok aşkı aynı anda barındırıyor. Bu durum hafif bir karmaşa yaratmıyor değil, ama yine de dikkatle izlenirse takip etmek mümkün. Diğer ilişkiler hikayenin merkezine oturan çiftimizin etrafına konuşlandırılmış olmasına rağmen, aynı zamanda onların da hikayesi bu film. Hem ayrı ayrı tüm çiftlerin hikayesini takip ediyor, hem de finalde toparlanmak üzere akıp giden dağınık bir hikayeyi izliyoruz.
Contagion (2011)
Bazı sinemacılar vardır, yılların ardından unutulmayacak filmler üretmemiş olsalar da kendilerine has bir çizgiye sahip olan ve her filmlerinde bunu hissettiren. İşte Steven Soderbergh de onlardan birisi. El attığı birbirinden çeşitli yapımda, konular ve türler ne kadar farklı olsa da üslupta bir birlik sözkonusu.
Contagion, benzeri diğer filmlerden daha farklı bir kumaşa sahip. Demogoji oranı benzerlerine göre daha azken, gerçekçi yaklaşımı kat ve kat fazla. Dramatik altyapısı güçlü, oyunculukları abartısız ve sade...
Gerilim kategorisi altında izleyiciye sunulan birçok filme nazaran daha gerçek ve olası bir gerilimi hissettirmesi açısından da daha etkileyici bulduğum bir yapım.
Etiketler:
contagion,
gerilim,
gwyneth paltrow,
inceleme,
jude law,
kate winslet,
laurence fishburne,
matt damon,
salgın,
steven soderbergh
25 Haziran 2011
Insidious (2011)
Beğenemedim ben bu filmi. Başlarda “Klasik korku sinemasına gönderme yapan güzel bir film izleyeceğim sanırım.” Diye düşünsem de, izledikçe son derece bayat korku filmi klişeleri ve başarısız sekanslarla karşılaştım. Her ne kadar parapsikoloji ve paranormal varlıkların benim üzerimde korku anlamında bir etkisi olmasa da, Paranormal Activity’yi izlerken korktuğumu hatırlıyorum. Bu filmde ise sırf meraktan, nasıl kotarabilirler diye sonuna kadar sabrettim.
Etiketler:
2011,
inceleme,
insidious,
james wan,
Korku,
korku filmi,
leigh whannel,
oren peli,
paranormal activity
14 Haziran 2011
Hanna (2011)
Joe Wright, İngilizlerin son dönemde yükselişe geçmiş, adını sık duyduğumuz bir yönetmeni. Pride & Prejudice, Atonement, The Soloist gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen, bu kez bir aksiyona, bir intikam öyküsüne soyunmuş. Hanna, öyle bir film ki, bir anlamda sana farklı bir aksiyon ve intikam öyküsü izlediğini hissettirirken, diğer taraftan filmde seni tatmin etmeyen bir şeyler, bir olmamışlık olduğunu sezinliyor fakat tam olarak nerede olduğunu bulamıyorsun. Yönetmenin önceki filmlerini de izleyen seyirciler için bunu; belki de diğer filmlerde hikayeyle başarılı bir şekilde örtüşmüş olan bu stilin, aksiyonda her ne kadar garip durmasa da, görmeye alışık olmadığımız bir tarz olması sebebi ile bir yabancılaşmaya sebep olması, şeklinde açıklayabilirim.
Etiketler:
2011,
cate blanchet,
eric bana,
hanna,
inceleme,
joe wright,
saoirse ronan
9 Haziran 2011
I Am Number Four (2011)
I Am Number Four, Superman filmlerine biraz Twilight sosu eklenmişte önümüze sunulmuş gibi. Çocuk izleyiciler için eğlenceli bir film olabilir belki fakat, onları da daha kaliteli içerikten mahrum bırakmamak adına bu tip filmlerden uzakta tutmakta fayda var. En azından açın bir Superman izlesin…
Yine uzaylılar dünyamıza gelmişler ve yine mükemmel insan formuna sahipler. Kendi türlerinin son örneği olarak, kendi dünyalarındaki savaştan kaçan, bizim dünyamıza sığınan bu varlıklar aynen Superman gibi dünyamızın rutinine mükemmel bir şekilde uyum sağlamış, bir anlamda topluma karışmışlar. Topluma karışmışlar derken, tam anlamıyla topluma entegre bir hayat yaşayıp, okullarının en popüler öğrencileri oldukları sanılmasın, çünkü şüphe çekmemek adına sessiz sakin, içe kapanık, ve insan ilişkilerinde mesafeli bir hayat yaşıyorlar.
Konu yeterince sıradan, prodüksyon büyük, teknik anlamda öyle çok göze batan bir kusur görünmüyor. Yani klasik bir Hollywood filmi tablosu çizilmiş durumda. Akşam naapsam naapsam diye düşünüpte alternatif bulamadığın bir durumda patlat mısırını, geç izle… En azından vakit geçer…
1 Haziran 2011
Red Riding Hood (2011)
Red Riding Hood eğlenceli ama alt metni doldurulamamış boş bir film. Bildiğimiz Kırmızı Başlıklı Kız masalını biraz allayıp pullayıp, önümüze sürmüşler fakat alt metni doldurma denemelerinin hiç birisi başarılı olamamış. Sanki sadece son zamanlarda epey hareketlenen, vampir ve kurtadam piyasasına yeni bir ürün vermek adına çekilmiş gibi.
13 Mayıs 2011
Atonement (2007)
Filmi basitçe üç bölümde inceleyebilirim, fakat filmi izlerken bu basitlikten eser bulamazsın o ayrı. İlk bölüm, Shakspeare’in kaleminden dökülmüşçesine teatral, lirik ve şairane bir giriş yaparak bizi hikayenin özü ile tanıştırıyor. İşte bu bölümde aynen 13 yaşındaki Briony Tallis (Saoirse Ronan)gibi, bizde olanların ve yaşananların ciddiyetini kavrayamıyoruz. Kavrayamayışımızın sebebi ise yönetmenin, aslında çok daha çarpıcı ve iç burkucu bir şekilde anlatabileceği olayları, Briony’nin gözünden ve onun yaşının getirdiği kavrayış ile algılamamızı istemesinden kaynaklı olarak daha teatral ve bir anlamda etkisi azaltılmış bir şekilde anlatmasından dolayı böyle oluyor. Aynen 13 yaşındaki bir çocuğun, hayatı tüm gerçekliği ile kavrayamayışı gibi…
Etiketler:
2007,
atonement,
dram,
inceleme,
james mcavoy,
joe wright,
kefaret,
keira knightley,
saoirse ronan,
savaş
24 Nisan 2011
Moon (2009)
Moon, Duncan Jones’un yönetimi ve senaryosu, Sam Rockwell’in performansı ile tek kelime ile başarılı bir film. Ayrıca tek bir karakterin ağırlıklı olarak kullanılması ile bu derece sürükleyici olabilen ender filmlerden biri.
Etiketler:
2009,
bilm kurgu,
duncan jones,
inceleme,
moon,
sam rockwell
Battle: Los Angeles
Uzaylıların dünyayı istilasına bir kez daha Amerikan penceresinden bakıyoruz bu filmde. Fakat, hiç olmadığı kadar militarist bir pencereden. Mekan olarak Los Angeles’ın seçilmesi, diğer türlerde olduğu gibi, ışıklı tabelalar, metropol yaşantısı ve lüküs hayat anlamına gelmiyor tabi, daha çok Los Angeles’ın stratejik öneminden ötürü böyle bir tercih yapılmış olsa gerek.
Etiketler:
2011,
aaron eckhart,
battle: los angeles,
inceleme,
jonathan liebesman,
michelle rodriguez
Sucker Punch (2011)
Filmle ilgili ekstra iyi bir yorum yapamadığım gibi tamamen kötü bir söz de söyleyemiyorum açıkçası. Zira her ne kadar kendisini başyapıt statüsüne eriştirecek bir senaryo ya da oyunculuğa sahip olmasa da kendisini izlettiriyor ve izletirken de sıkmıyor. Ama ne olursa olsun bu filmi öve öve göklere çıkardığım, ya da herkese tavsiye ettiğim şeklinde de anlaşılmamalı.
Etiketler:
2011,
abie cornish,
emily browning,
inceleme,
jena malone,
sucker punch,
vanessa hudgens,
zack snyder
27 Şubat 2011
Oscar'a Bir Kala
Yarın gecenin Oscar gecesi olduğunu tüm sinefiller biliyordur. Her ne kadar Oscar birçok bilinçli sinemasever tarafından iyi filmleri değerlendirme konusunda tartışılmaz bir otorite olarak görülüyor olmasa da, sinema dünyasındaki önemli yeri tartışılamaz sanırım. Tartışılan genel olarak hangi filme hangi ödüllerin gittiği oluyor, ki son 2 yıldır en iyi film ödülünü kazananların, neden oscarlık olduklarını ben anlayabilmiş değilim. Ama bu yılın adaylarına şöyle bir bakınca gerçekten iyi ve güçlü filmlerin birbirleriyle yarışacağı gerçeğini inkar edemeyeceğim.
Etiketler:
2011 oscar,
değerlendirme,
inceleme,
oscar,
oscar adayları
21 Şubat 2011
The Resident (2011)
Gerilim filmlerinde gerilimin mekânla özdeşleştirilmesi ve mekânın kendisinin en büyük gerilim unsuru olarak kullanılması fikrini severim ben. Özellikle bunu başarılı bir şekilde uygulayan filmlerde zaten genel olarak favori gerilim filmlerimin arasında yer alır. The Resident aynen bunu yapıyor fakat, zayıf noktaları ve daha önce yapılmış aynı tür filmlerle benzerlikleri çok fazla olduğundan iz bırakan, etkileyici gerilimler arasına koyamıyorum bu filmi. Belki en fazla eğlencelik diyebilirim.
Etiketler:
antti jokinen,
christopher lee,
dram,
gerilim,
hilary swank,
inceleme,
jeffrey dean morgan,
panic room,
the resident
13 Şubat 2011
Winter's Bone (2010)
İlk olarak Sundance film festivalinden aldığı ödülle adını duyuran Winter’s Bone Oscar adaylığıyla beraber namını pekiştirmiş bir yapım. Zira buruk öyküsü ve abartısız oyunculukları ile herhangi bir ödülle filmin kalitesini pekiştirmeye çokta lüzum olmadığını görüyorsun izleyince.
Etiketler:
debra granik,
inceleme,
jennifer lawrence,
oscar adayları,
winter's bone
The King's Speech (2010)
VI. George’u tüm kendini beğenmişliği ve asalet budalalığına rağmen sempatik ve sevimli bir adam olarak izledim The King’s Speech’te. Kekemelik probleminin üstesinden gelmek üzere Dr. Lionel Louge ile zoraki bir arkadaşlığa başlayan VI. George zamanla tüm asalet ünvanlarının ötesinde, tüm bunlardan daha derin ve daha değerli kavramlar olduğunun farkına varıyor.
12 Şubat 2011
The Fighter (2010)
Oscar adaylığına anlam veremediğim filmlerden birisi The Fighter. Akademi’nin boks filmlerine rabet gösterdiğini biliyorum ama daha önce aday olan filmlere baktığımız zaman hepsinin daha epik ve dramatik filmler olduğunu hatırlıyorum. The Fighter’da ne buldular anlam verebilmiş değilim.
Etiketler:
2010,
amy adams,
christian bale,
inceleme,
mark wahlberg,
oscar adayları,
the fighter
Love And Other Drugs (2010)
1990’lı yılların ilaç pazarlama stratejilerine yönelik eleştirel bir bakışa sahip olan bu film, alt metnini de tamamıyla bu eleştirel bakışıyla dolduruyor. Yönetmen Edward Zwick bu eleştirel bakış açısını filmi sürükleyecek bir aşk öyküsüyle daha eğlenceli ve izlenebilir bir hale getirmeyi de başarmış.
Etiketler:
2010,
anne hathaway,
edward zwick,
inceleme,
jake gyllenhaal,
love and other drugs
10 Şubat 2011
The Kids Are All Right (2010)
İzlendiğinde ağızda hoş bir tat bırakan filmlerden olsa da The Kids Are All Right’ın birçok açığı var aslına bakarsan. En dikkat çekici olanı teknik açıdan zamanında defalarca denenmiş ve başarıya ulaşılmış olan garantici bir yapısı olması. Yani kurgusu, kadrajları hatta diyalogları tamamen Hollywood standartları içerisinde şekillendirilmiş ve çok cesur adımlar attığı da söylenemez. Hatta şöyle bir bakınca hikayenin ilerleyiş biçimi, inişleri ve çıkışları, nerede ağlatıp nerede güldüreceği bile tipik bir Hollywood dramında ya da aile filminde karşılaşabileceğin türden.
7 Şubat 2011
Black Swan (2010)
Her zaman balerinlerin tehlikeli olma potansiyelini içlerinde taşıdıklarını düşünmüşümdür. Buna sebep olarak, kendilerini birçok şeyden mahrum etmek zorunda olmalarını, hırslarını ve mükemmeliyetçi bir ortamda yaşıyor olmalarını gösterebilirim. Nitekim balerinler arasında yaşanan gerilim dolu ilişkiler defalarca sinemaya hizmette etmiştir. Ancak daha önce - tek bir karakter odaklı olsa da- işin psikolojisini bu denli iyi yorumlayarak verebilen bir film daha yapılmamıştı.
Etiketler:
black swan,
darren aronofsky,
dram,
gerilim,
gizem,
inceleme,
mila kunis,
natalie portman,
oscar adayları,
psikolojik,
siyah kuğu
6 Şubat 2011
Sanctum (2011)
Sanctum aslında sinemaya uyarlamaya çok müsait yaşanmış bir hikayeden yola çıkılarak oluşturulmuş bir film. Söylenene göre orijinal hikayeden tek farkı olayı yaşayan gerçek kişilerin yerine, filmi ilginç kılabilecek ve farklı alt metinlere zemin hazırlayabilecek yeni karakterler oluşturulmuş olması. Film yeni keşfedilmiş bir mağara içerisindeki araştırma ekibinin, patlak veren bir fırtınanın çıkışı kapatması yüzünden bu mağarada mahsur kalarak kendilerine başka bir çıkış yolu aramasını konu alıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















