J.K Rowling’in fenomen haline gelen roman serisi Harry Potter daha filmleri yapılmadan önce birçok ülkede kendi hayran kitlesini yaratmış, adeta bir çılgınlık haline gelmişti zaten. Öyle ki Rowling’in yarattığı tutarlı dünyanın hayranları, romanların yayın tarihlerini öğrenir öğrenmez yayınevlerinin önünde geceden uzun kuyruklar oluşturup, kitabı ilk alan olmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. 7 kitap olarak planlanan seri aynen söylendiği gibi tamamlanmış olsa da, günümüzde Rowling’in seriyi tekrar devam ettireceğine dair söylentiler var. Bana kalırsa aynen başta planlandığı gibi kalmalı ve hikaye bizdeki kabak tadı veren tv dizilerine dönmemeli diye düşünüyorum.
Filmler hakkında ise bilirkişiler tarafından çoğu olumsuz olmak üzere birçok eleştiri yapıldı. Zaman zaman romanın hayranları dahi ortaya çıkan sonuçtan memnun kalmadı. Gerçi hayranların genel takıntısı olan kitabın birebir filme aktarılması fikrine ben pek katılmıyorum (sinema ayrı bir sanat ve ayrı bir anlatım biçimine sahiptir. Edebiyatta işe yarayan ve güzel duran yöntemler sinema için geçerli olmayabilir. Dolayısıyla bir eser sinemaya aktarılmak istenirse üzerinde bazı değişiklikler yapılması kaçınılmazdır.) ama eleştirmenlerle çoğu zaman aynı fikirde olduğumu söyleyebilirim.
17 Kasım’da serinin son filminin ilk bölümü vizyona giriyor (Fiilmin neden ikiye bölündüğü ise tam bir tartışma konusu). Yani artık Harry Potter sinema perdesindeki yolculuğunun da sonuna geldi sayılır. Yıllar boyunca hem romanları hem de filmleri takip etmiş biri olarak, bu yazımda Harry Potter’ın sinema yolculuğuna en başından itibaren değinmek istedim. Umarım senin içinde keyifli bir okuma olur.
