13 Şubat 2011

Tarantino'dan 2010'un En İyileri


Her yıl kendi en iyiler listesini oluşturan Quentin Tarantino, bu yılda aynı listeyi oluşturmuş. The Quentin Tarantino Archives'te yer alan liste biraz garibime gitmedi diyemem. En sevdiğim yönetmenlerden biri olan Tarantino'nun yaptığı sıralamayı neye göre yaptığını gerçekten merak ediyorum, ve bu sıralamayı yaparken kafasından neler geçiyordu öğrenmek istiyorum. Listeyi görünce seninde bana hak vereceğinden kuşkum yok. Zaman kaybetmeden yazının devamına bak, liste orada.

The King's Speech (2010)


VI. George’u tüm kendini beğenmişliği ve asalet budalalığına rağmen sempatik ve sevimli bir adam olarak izledim The King’s Speech’te.  Kekemelik probleminin üstesinden gelmek üzere Dr. Lionel Louge ile zoraki bir arkadaşlığa başlayan VI. George zamanla tüm asalet ünvanlarının ötesinde, tüm bunlardan daha derin ve daha değerli kavramlar olduğunun farkına varıyor.

12 Şubat 2011

The Fighter (2010)


Oscar adaylığına anlam veremediğim filmlerden birisi The Fighter. Akademi’nin boks filmlerine rabet gösterdiğini biliyorum ama daha önce aday olan filmlere baktığımız zaman hepsinin daha epik ve dramatik filmler olduğunu hatırlıyorum. The Fighter’da ne buldular anlam verebilmiş değilim.

Love And Other Drugs (2010)


1990’lı yılların ilaç pazarlama stratejilerine yönelik eleştirel bir bakışa sahip olan bu film, alt metnini de tamamıyla bu eleştirel bakışıyla dolduruyor. Yönetmen Edward Zwick bu eleştirel bakış açısını filmi sürükleyecek bir aşk öyküsüyle daha eğlenceli ve izlenebilir bir hale getirmeyi de başarmış.

2 Şubat 2011

127 Hours (2010)


Yazıya filmin görüntü yönetimine ve kadrajlarına hayran kaldığımı söyleyerek başlayayım. Tabi bu kadrajların bu derece etkileyici olmasında inanılmaz derecede güzel olan doğal mekanlarda yapılan çekimlerin payı büyük.  Filme konu olan talihsiz olayın yaşandığı mekanlar, her ne kadar o tip bir olayla kabusa dönüşebilecek olsa da, böyle ekrandan seyretmesi pek bir keyifli oluyor.

31 Ocak 2011

Paranormal Activity 2 (2010)


İlk filmi izlediğimde tek kelimeyle kanım donmuştu. Hatta öyle ki, filmin jeneriğinde bir yönetmen ismi görmüş olmama karşın, filmin kurgusallığından şüphe etmiş, içimi söz konusu yönetmen Oren Peli’nin varlığıyla rahatlatmaya çalışmıştım. İkinci filmde ise yönetmen koltuğunu Tod Williams’a devretmiş Oren Peli fakat senaryoda yine parmağı var.

23 Ocak 2011

2010'da En Çok Okunan Yazılar






Rowling’in fenomen haline gelen roman serisi Harry Potter daha filmleri yapılmadan önce birçok ülkede kendi hayran kitlesini yaratmış, adeta bir çılgınlık haline gelmişti zaten. Öyle ki Rowling’in yarattığı tutarlı dünyanın... (devamı)


Her ne kadar amatör kamera estetiğini kullanan ilk film olmasa da Paranormal Activity çığır açan filmlerden birisi kanımca. Belki de amatör kamera estetiği kullanımının gelişe gelişe geldiği son noktayı... (devamı)


Iron Man 3'ün haklarını Paramount'tan 115 milyon dolara satın alan Walt Disney, filmin vizyon tarihini... (devamı)


David Yates bence serinin başına gelen en iyi ikinci yönetmen. Birincisi 3. Film Prisoner of Azkaban’ı yöneten Alfonso Cuaron’dur kanımca. Ama bu yine de Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1’i iyi bir film yapmıyor... (devamı)


Türk Sineması'nın devleri...

20 Ocak 2011

Never Let Me Go (2010)


Buruk hikayesinden ötürü, izlerken zaman zaman eleştirel izleyici misyonunu bir kenara bırakıyorsunuz ister istemez. Teknik açıdan bir kusuru olsa bile filmin – ki ben denk gelmedim – kendinizi hikayeye öylesine kaptırıyorsunuz ki, fark etmeniz neredeyse imkansız. Gerçekten başarılı bir senaryo nelere kadir.  Tabi filmin bir roman uyarlaması olduğunu da göz önünde bulundurursak yazar Kazuo Ishiguro’yu da tebrik etmek lazım.

1 Aralık 2010

Buried (2010)


Yerin metrelerce altında bir tabut içerisinde canlı olarak gömülmüş bir adam. Uyandığında gözünü bu tabut içerisinde açıyor. Çok geçmeden yanında bir zippo, bir cep telefonu, bir el feneri ve adını bilmediğim ama kırıp baskı uyguladığınız zaman ışık saçan şu kimyasal aydınlatma gereci ile beraber gömüldüğünü fark ediyor.  Bir süre sonra ismi Paul Conroy olan bu adamın, ırakta kamyon şoförlüğü yapan bir Amerikalı sivil olduğunu öğreniyoruz. Ve yine bir süre sonra yanındaki cep telefonundan ona ulaşan bir ıraklı, birkaç saatlik bir zaman dilimi içerisinde 5 milyon dolar bulmasını aksi takdirde öleceğini söylüyor.

17 Ekim 2010

Machete (2010)



Robert Rodriguez’in B sınıfı istismar filmlerine olan takıntısı malum. En son Tarantino ile yaptığı ortak çalışma Grindhouse’ta Planet Terror filminin yönetmen koltuğunda görmüştüm kendisini. Tarantino’yla iyi bir ikili oluşturmuşlardı kanımca. Hem Planet Terror’ü hem de Tarantino yönetimindeki Death Proof’u büyük keyifle izlediğimi hatırlıyorum. Machete de,  Grindhouse projesi için yapılmış sahte fragmanlardan biriydi aslına bakarsanız. Ardından yoğun bir istek sözkonusu oldu sanırım.

16 Eylül 2010

Ses (2010)



Türk Sineması özellikle son yıllarda korku türünde birbiri ardına yapımlara imza atarken, hala gerçekten korkunç denebilecek bir film yapamamış olsa da en azından korku filmi adı altında komik olmayan filmler yapmaya başladı sanırım. Bu da bir ilerleme sayılır. Ses sanırım benim karşılaştığım korku filmi adı altında yapılıp da komik olmayan ilk Türk yapımı film. Komik olmayışının nedeni belkide senaryosunun sinema yazarlarından Uygar Şirin tarafından kaleme alınmış olmasıdır.

12 Eylül 2010

Frozen (2010)



Çok öncelerden fragmanını görüpte uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğim filmlerdendi Frozen. Ve gerçekten beklediğime de değmiş. Zaten gerilim türünün tek mekanda geçmesine ve kısıtlanmışlık duygusu hissettirmesine bayılan biri olarak Frozen'ı izlemeye büyük bir iştahla başladım. Fakat film sadece benim beklentilerimi karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda farklı duyguları da sözkonusu gerilimin içine katıştırarak adeta bir ziyafet çekiyor.

28 Ağustos 2010

Salt (2010)



Hani böyle bazen, biriyle tanışırsın, her şey çok güzel gider, birlikteyken çok hoş vakit geçirir, eğlenirsin, ama sonra tam ayrılma zamanı geldiğinde bir çift laf eder de bütün geçirilen zamanı piç eder ya; İşte Salt böyle bir film.

17 Mayıs 2010

Alice In Wonderland (2010)



Tim Burton’ın adından ve prodüksiyonun büyüklüğünden dolayı beklentilerimi epey yüksek tutmuştum ama,  filmi vasat dahi bulamadım. Beğendiğim tek tarafı Helena Bonham Carter ablamızın performansından ibaret.  Hele ki Alice’i canlandıran Mia Wasikowska ve Beyaz Kraliçe’yi canlandıran Anne Hathaway berbat ötesi performanslarıyla beni filmden daha da soğuttu.